TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda, Kurumlar Vergisi Kanunu’nda bazı önemli değişiklikler öngören bir teklif onaylandı. Bu yeni düzenlemeler, özellikle sanayi ve zirai üretim yapan sektörlere yönelik vergi avantajları sağlamayı hedefliyor.
Kurumlar Vergisi Oranlarında Değişiklikler
Yapılan teklif doğrultusunda, sanayi sicil belgesi bulunduran ve aktif olarak üretim yapan şirketlerin yalnızca üretim faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlar için kurumlar vergisi oranı yüzde 12,5 olarak belirlenmiştir. Buna ek olarak, tarımsal üretim yapan şirketlerin yalnızca bu üretim faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlar da aynı vergi oranından faydalanacaktır. Ancak, bu indirim için ayrıca ihracat kazançlarına uygulanan beş puanlık indirimin geçerli olmayacağı da vurgulanmaktadır.
Yeni düzenlemenin geçerlilik tarihi ise 2027 yılı ve sonrasındaki vergilendirme dönemleri olarak belirlenmiş olup, özel hesap dönemi olan kuruluşların da benzer şekilde 2027 takvim yılına bağlı kalacakları belirtilmiştir. Bu dönüşüm, sanayinin gelişimine katkı sağlarken, vergi yükünü azaltmayı da amaçlamaktadır.
Yurt İçi Asgari Kurumlar Vergisi Düzenlemeleri
Yapılan yeniliklerden bir diğeri, yurt içi asgari kurumlar vergisi uygulamasında gerçekleştirilmiştir. Transit ticaret ve nitelikli hizmet merkezlerine sağlanan kazanç indirimlerinin, asgari kurumlar vergisinin hesaplamasına dahil edilmemesi temelinde bir düzenleme yapılması planlanmaktadır. Bu düzenleme, 1 Temmuz 2026 tarihinden itibaren verilmesi gereken beyannamelerde geçerli olacak ve 1 Ocak 2026 tarihinden itibaren başlayan vergilendirme dönemlerini kapsayacaktır.
Aynı zamanda, İstanbul Finans Merkezi Kanunu kapsamında da önemli değişiklikler söz konusu olup, finansal hizmet ihracına yönelik avantajlar getirilmekte ve mevcut düzenlemelerin iyileştirilmesi planlanmaktadır. Böylelikle, Türkiye’deki finansal merkezlerin uluslararası arenada daha rekabetçi olmasını sağlamak hedeflenmektedir.
Yurt Dışından Getirilen Varlıkların Teşviki
Yeni düzenlemelerle birlikte, gerçek ve tüzel kişilerin yurt dışında bulundurdukları para, altın, döviz ve diğer menkul kıymetlerinin Türkiye’ye getirilmesi teşvik edilmektedir. Bu çerçevede, yurt dışında mülkiyetinde bulunan varlıkların, 31 Temmuz 2027 tarihine kadar Türkiye’de bankalara veya aracı kurumlara bildirilmesi gerekmektedir. Bildirim sonrasında, bu varlıkların Türkiye’deki hesaplara iki ay içinde transfer edilmesi zorunludur.
Fiziksel olarak yurt dışından getirilen varlıklar için, Gümrük İdaresi’ne yapılacak beyanların belgeleriyle doğrulanması beklenmektedir. Bu süreç, mükelleflerin varlıklarını daha şeffaf bir şekilde Türkiye ekonomisine kazandırmalarını sağlayacak şekilde yapılandırılmıştır. Bu politikalar, Türkiye'nin mali kaynaklarını artırmayı ve vergi uyumunu teşvik etmeyi amaçlamaktadır.
Vergi Dönemleri ve Uygulama Detayları
Girişimcilerin bildirdiği varlıklar, vergi mükellefiyetine tabi olunmasa dahi, belirtilen süre içinde Türkiye’ye getirilmesi durumunda avantajlardan yararlanacaktır. Ayrıca, bildirim tarihinden itibaren iki yıl boyunca bu varlıkların işletmelerden çekilişi belirli koşullar altında mümkün kılınırken, bildirimlerin yapılmadığı durumlarda vergi tarhiyatları ve incelemeleri uygulanabilir hale gelecektir. Bu sayede, vergi dijitalleşmesi ve şeffaflığın artırılması amaçlanmaktadır.
Karşılıklı olarak sağlanan kolaylıklar, kişilerin yurt dışındaki varlıklarını ülkeye kazandırmalarını teşvik etmekte ve bu süreçte vergi yükümlülüklerinin yönetimini kolaylaştırmaktadır. 31 Temmuz 2027 tarihine kadar geçerli olacak bu düzenlemeler, yurt dışında bulunan varlıkların ekonomik kaynak olarak Türkiye’ye kazandırılması hedefi taşımaktadır.
Teknogirişim Rozeti Uygulamaları
Ayrıca, araştırma ve geliştirme faaliyetlerine dayalı düzenlemeler de yapılmakta olup, Teknogirişim rozetine sahip olan halka açık olmayan şirketler için yeni avantajlar sağlanmaktadır. Bu şirketlerin şarta bağlı sermaye artışları üzerinde Türk Ticaret Kanunu’nun belirli hükümlerinin uygulanmayacağı belirtilmiştir. Bu durum, girişimcilerin daha özgür bir şekilde sermaye artırımı yapmalarını hedeflemektedir.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yürütülecek bu tür düzenlemelerle birlikte, teknoloji geliştirme bölgelerinde yer alan firmalara yönelik uygulamalar genişletilmektedir. İstanbul Finans Merkezi’nde de benzer teşviklerin sağlanması, mali kurumların diğer ülkelerle olan rekabetini artırmayı amaçlamaktadır. Böylece, Türkiye’nin finansal bağımsızlığını ve küresel pazar içerisindeki rolünü güçlendirmek hedeflenmektedir.