• 1182
  • 0

Kahrolası "fundamentalist"ler, hayallerimizi süpürdüler...

Birden gündemden düştü gitti... Hem de öylesine şanssız ve bahtsız bi şekilde gittiki, şöyle ağız tadıyla tartışılamadı bile; KÜFÜR EDECEKLER TAM KÜFÜR EDEMEDİ, GÜZELLEMECİLER GÜZELLEYEMEDİ.....
 
 
Birileri "Avrupadan uzaklaşırız aman" dedi, birileri de "lazım değil aman"... "Aman"lar arasında gitti Avrupa Birliği; hayallerimizin ve gerçeklerimizin arasındaki mümtaz yerinden...
 
 
Bu konuda çok güzel analizler de yapıldı aslında ama sahip çıkanların farklı sebepler izhar etmesi; taban tabana zıt sebepler öne sürmesi Avrupa birliği sürecinin en şansız-bahtsız yanıydı...
 
 
Bırakın herşeyi bi yana Türkiyede ona uyulmak için yapılan bazı tadilatlar; -anayasal ve yasal- aslında ÜLKEMİZDEKİ değişimin,MÜHİM bi muharrik CİHETİNİ tanımlamamızı sağlar...
 
 
Daha net ifade etmek gerekirse "yumurtanın ağzına gelmesi " şeklinde tam ifadesini bulan "son saniye" kotarıcılığı burada fazla etkili olamamıştır..-- kılıflandırma istisnalarını kaale almayınız:)))-- 
 
 
İlerde bu dönemin analizini-tarihini yazanlar Türkiye'nin geçirdiği büyük değişimin sebepleri arasında AB ye uyum yasaları diye bilinen sürecin ne kadar önemli olduğunu muhakkak ki anlatacaklardır...
 
 
Bu sürecin şimdilik kaydıyla da olsa durmasında suçlu kimdir diye aramak yerine daha mutedil ve makul bi değerlendirme yapılması gerektiği kanaatimi hala muhafaza ediyorum...
 
 
Allah biliyor ya Kopenhag kriterlerinin yada AB hukuk sisteminin ülkemizde uygulanır olması çoğu belayı üzerimizden def ederdi diye düşünmeden; hatta yüksünmeden edemiyorum.. Bu tam da kör ölür badem gözlü olur darb-ı meselince bi hayıflanış değildir inanın... Samimi bi insanın samimi düşünceleridir... Ama bu arada yerli ve yabancı bi çok insanın bu "bırakışma" sürecinde Türkiyeyi tek suçlu ilan etmesinin de makuliyet ve adalet duygusuyla bi alakası yoktur...

HİKAYE bu ya; Avrupa Birliği Dışişleri Bakanlarının bir araya geldigi Meis Adası’nda, Verhaugen, bakanlara bir öneri sunar:

 

– Sayın bakanlar, son aday ülkeler olan Romanya, Bulgaristan ve Türkiye Dışişleri Bakanlarına birer soru yöneltelim ve soruların cevaplarını bilen bakanların ülkelerini gelecek sene AB’ye alalım, ne dersiniz?

 

Öneri kabul edilir ve Verhaugen ilk sorusunu Romanya Dışişleri Bakanı’na yöneltir:

 

– Sayın Bakan, Amerikalılar ilk atom bombasını kaç yılında kullandı lütfen söyler misiniz?

 

– 1945 yılında.

 

– Romanya alkışlarla Birliğe kabul edilir ve ikinci soru Bulgaristan Dışişleri Bakanı’na yöneltilir:

 

– Sayın Bakan ilk atom bombası nereye atıldı, lütfen söyler misiniz?

 

– Hiroşima’ya atıldı. Bulgaristan alkışlarla birliğe kabul edilir ve üçüncü soru Türkiye Dışişleri Bakanına yöneltilir.

 

– Siz de lütfen Hiroşima’da kaç kişi öldü, ölenlerin isimlerini ve adreslerini söyler misiniz?..

 

Mübalağa sanatını kullanmadan da bişey anlatılmazki ama:)))

 

Yani maastricht kriterlerine uymayan yapısıyla,bazı ülkeleri alelacele içeri alırlarken ... Neyse uzatmayayım bu mevzuuyu.

 

Zaten "keşke kriterlerini uygulamak nasip olsa da birliğin kendisi kenarda dursun eksik kalsın" diyenler daha fazladır eminim...:)))

 
 
---Şunu da, --şuracığa derkenar edeyim-- tam olarak kabul etmek lazım gelir ki Yunanistan AB'ne alınırken girmeyen o zamanki hükümet-kamuoyu-üniversiteler- STKlar ve bilumum siyasi - iktisadi - içtimai  müesseseler ciddi olarak eleştirilmeli veya "bunun bi faydası yok deniliyors"a güzelce bi kulak çınlatmaları yapılmalıdır..---
 
 
Tamam biz payımıza düşen eleştirileri kabul edelim amenna ve temenna ama bu deyyusların hiç mi kabahati yoktur yani...
 
 
Bir gün Nasreddin Hoca'nın eşeği çalınmış. Can sıkıntısı içinde durumu komşularına anlatınca her kafadan bir ses çıkmaya başlamış. Birisi : 
- Hocam demiş niye ahırın kapısına iyi bir kilit takmadın sanki ? 
Bir başkası : 
- Evine hırsız giriyor da senin nasıl haberin olmuyor ? diye konuşmuş. 
Bir diğeri de : 
- Hocam demiş, kusura bakma ama eşeğin çalınmasına en büyük sebep yine sensin. Çünkü doğru dürüst bir ahırın bile yok. Nerden baksan dökülüyor. Hoca kızmış : 
- Yahu demiş, iyi, güzel de kabahatin hepsi benim mi ? Hırsızın hiç mi suçu yok ?
 
 
Sevgi ve dua ile hemhal olunuz...
 
 
...hamiş; bazı hususların kamuoyunda ayrıntıları bilinmeden "HAL" edilmesi lazım gelir.. Nasıl ki bazı iktisadi - ticari müesseselerin "sır" diye adlandırdığı gizlenmesi gerekenleri varsa, devletlerin de bazı "sır"ları olur; olmalıdır... Bunun şeffaflık ya da demokrasi ya da her şeyin kamuoyunun gözünün önünde olması lazım gelir" klişesiyle alakası yoktur.. Çok "hard" görüntüler daima aşırılık ve hatta pornografik tedailer içerir... Kol kırılır yen içinde kalır kolaycılığı değil tam olarak anlatmak istediğim...

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

YAZARA AİT TÜM YAZILAR

YORUM YAZ

Güvenlik Kodu
Lütfen Dikkat Lütfen Dikkat: Bu sitedeki içeriklere yapılan yorum ve düşünceler tamamıyla yorum sahiplerine aittir. Küfür, hakaret, ırkçılık, siyasi, spam, ticari reklam vb. içerikli yorumlar yayınlanmaz, bu yorumları yapan kişiler sistem tarafından yasaklanır.
Bursa Web Tasarım