• 1270
  • 0

Lingua franca "öfkelice"dir artık.."öfke lisanı"

Nereden geldiyse; eskiden bi şarkı vardı o aklıma geldi birden..
 
 
"Konuşuyoruz ama nece konuşuyoruz; anlaşamıyoruz."..hatırlar belli yaşa gelmişler...
 
 
--bilmeyenler, hatırlamayanlar için buyrun...
 
 
 
 
Garip hal almaya başladı bazen aramızdaki mukalemeler, muhavereler, müzakereler..
 
 
Hep bi tavır; ve kendi kelimelerimizin çağrıştırdığı "şablonlar"a "klişeler" yerleştirmek şeklindeki kolaycılığa saplanma gayreti içindeyiz adeta..
 
 
Güzel güzel sohbet ederken eğer araya "jargon"umuzda olmayan bi kelime girerse birden tavrımız ve konuşma adabımız değişebiliyor..
 
 
Bu; bazılarına "evrim ya da devrim" dediğinizde, bazılarına "inkılap ve tekamül" dediğinizde bile ortaya çıkabiliyor...
 
 
Selamlaşmadan, vedalaşmaya kadar bütün insani iletişim noktalarında da aynı "reaksİyoner"lik ya da dönüşümü gözlemleyebiliyoruz...
 
 
Selamünaleyküm, günaydın... ya da merhabalarda bile; "çağrıştırdıkları" ile karşımızdakilerle bi iletişim modellemesi oluşturabiliyoruz.. Çok ilginç değil aslında ama üzerinde düşünülmeye değer bi konu bana göre...
 
 
Kelimelere yüklediğimiz manaları ya da kavramları rabıtalandırdığımız mental dünyamızı; önkabullere, basit takıntılara hatta bazen kanaat önderi kabul edilen şahısların anlayışına -tavrına- "kelime"lerine  kurban etmemek lazım diye düşünmekten kendimi alamıyorum..
 
 
Kelimelerimizin özgürlüğünü sağlamadan düşünce dünyamızda yol alamayız... Hatta basit mantık kaidelerini bile "es" geçerek; "anlamaya çalışma" şeklindeki MÜSPET MÜZAKERE halini zedelememeliyiz...
 
 
Mühim olanın karşımızdakini anlama olduğunu, burada kelimelerin yarattığı çağrışımları "es" geçmemiz gerektiğini daha da doğrusu ona mahkum olmamamız gerektiğini anlatmaya çalışıyorum...
  
 
Lakin üzerimizdeki asıl yükün "öfke" olduğunu anlamak hiç zor değil..Her şeye ve herkese hatta her vaka ve canlıya öfkesini "HAKSIZLIĞA DAYANAMIYORUM" kılıfıyla sunmaya başlayanlar "çoğ"almaya başladı..
 
 
Hep öfkeliler..
 
 
Her şeyi kendi doğru ve algılarına uygun hale getirmeye çalışma azmi toplumsal insicamı ve huzuru da imha ediyor haliyle...  
 
 
Denemesi bedava.. hani "sosyal deney" ya da "social experiment" diyorlar ondan yapın... Muhatabanızın 1 dakika önce söylediği fikiri-düşünceyi alın ve kelimelerini basitce değiştirerek ona söyleyin..
 
 
Neticeyi görünce valla şaşırmayın ama:))) 
 
 
Şair diyor ya;

gemlik'e doğru denizi göreceksin sakın şaşırma!...

 
O kadar bile şaşırmayın  ama valla göreceksiniz kendi fikrine itiraz eden muahataplarınızı...
 
 
Konuşuyoruz ama nece konuşuyoruzun cevabı da bunun içinde gibi...
 
 
En iyi konuşulan lisan "öfke"ce.."öfkeli"ce... Öfke dedim de benim de aklıma bi hikaye geldi..
 
 
Hintli bir bilge öğrencileri ile gezinirken, Ganj nehri kenarında birbirlerine öfkeyle bağıran karı kocayı görünce, öğrencilerine dönüp sormuş: 
- İnsanlar neden birbirlerine öfke ile bağırırlar? 
Öğrencilerden biri cevap vermiş: 
- Çünkü sükûnetimizi kaybederiz. 
Bilge yine sormuş: 
- Ama öfkelendiğimiz insan yanı başımızdayken neden bağırırız? O kişiye söylemek istediklerimizi daha alçak bir ses tonu ile de aktarabilecekken niye bağırırız? 
Öğrencilerden ses çıkmayınca anlatmaya başlamış: 
- İki insan birbirine öfkelendiği zaman, kalpleri birbirinden uzaklaşır. Bu uzak mesafeden birbirlerinin kalplerine seslerini duyurabilmek için bağırmak zorunda kalırlar. Ne kadar çok öfkelenirlerse, arada açılan mesafeyi kapatabilmek için o kadar çok bağırmaları gerekir. 
Öğrencilerini düşünceye sevkeden bilge tekrar sormuş: 
- Peki, iki insan birbirini sevdiğinde ne olur? 
Öğrencilerinin sessiz kaldığını gören bilge kendi sorusunu kendisi yanıtlamış: 
- İki insan birbirini sevdiğinde, birbirlerine bağırmak yerine sakince konuşurlar. Çünkü kalpleri birbirine yakındır, arada mesafe ya yoktur ya da çok azdır. 
Öğrenciler düşünürken yine sormuş: 
- Peki, iki insan birbirini daha da fazla severse ne olur? 
Ve bu soruyu da kendisi yanıtlamış: 
- Artık konuşmazlar, sadece fısıldaşırlar çünkü kalpleri birbirlerine daha da yakınlaşmıştır. Artık bir süre sonra konuşmalarına bile gerek kalmaz, sadece birbirlerine bakmaları yeterli olur. İşte birbirini gerçek anlamda seven iki insanın yakınlığı böyle bir şeydir. 
 
Bu nedenle tartıştığınız zaman kalplerinizin arasına mesafe girmesine izin vermeyin. Aranıza mesafe koyacak "kelime"lerden uzak durun. Aksi takdirde mesafenin arttığı öyle bir gün gelir ki, geriye dönüp birbirinize yakınlaşacak yolu bulamayabilirsiniz. 
 
 
***********************
 
Müzakere ......
 

[ Sinan Paşa, Tazarru'nâme, 1482]
müẕākere iderem ˁizzet hevāsıyçün; müṭālaˁa iderem nefsüŋ salāsıyçün

Ar muḏākara(t) مذاكرة  [#ḏkr mufāˁala(t) III msd.] karşılıklı zikretme, fikir alışverişi, görüşme Ar ḏakara ذَكَرَ andı

demektir...

 

Ve biz artık müzakere yapmayı önemsemiyoruz... Müzakere yapmak için ilk peşin karşındakine değer vermek ve güvenmek gerektiği gerçeği hayatımızdan çıkmış vaziyette...

 

Kimseye değer vermeden, sadece "tek doğrunun sahibi"ymiş gibi davranmak ilk önce "birey"lerin,daha sonra "toplum"un enerjisini tüketiyor; beyhude....

 

Benim naçiz kanaatim budur...

 

Sevgi ve dua ile hemhal olasınız.....

 

...hamiş; evvela dinlemekle mükalemeye, müzakereye başlamak bi zerafet olduğu kadar aynı zamanda bi gerekliliktir.. Derdinizi daha iyi anlatabilmek için evvela muhatabanızı DİKKATLE "dinlemek" bi mecburiyettir...Bu "lazime"yi es geçtiğinizde zaten derdiniz daha iyi anlatabilmek cehdinden de fersah fersah uzaklaşmış olursunuz...

Muhatabını dinlemek aynı zamanda İNSANİ ve KÜLTÜREL bi kaliteyi de beraberinde getirir; habitatımıza..

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

YAZARA AİT TÜM YAZILAR

YORUM YAZ

Güvenlik Kodu
Lütfen Dikkat Lütfen Dikkat: Bu sitedeki içeriklere yapılan yorum ve düşünceler tamamıyla yorum sahiplerine aittir. Küfür, hakaret, ırkçılık, siyasi, spam, ticari reklam vb. içerikli yorumlar yayınlanmaz, bu yorumları yapan kişiler sistem tarafından yasaklanır.
Bursa Web Tasarım