• 1131
  • 0

Toplumlar ve Uluslar Arasındaki Eşitsizlik

Toplumlar arasında çağlar boyu büyük eşitsizlikler oldu. Kimi toplumlar çok hızlı büyüyüp gelişirken, kimileri bunun dışında kalıp, geri kalmışlığın yarattığı büyük sorunlarla uğraşmak durumunda kaldı, bir kısmı ise tarih sahnesinden tamamen silindi. Hızla büyüyen ve gelişen toplumlar ise kendi kültürlerini, hukuklarını, yaşam tarzlarını dünyanın geri kalanına yaydı.

 

Nasıl oluyordu bu. Neden bazı toplumlar hızla gelişip kendini dünyaya kabul ettirirken, bazıları nasıl oluyor da çok uzun yıllar donmuş bir zamanı ve acınası bir hayatı yaşıyordu. Bu bitmez tükenmez döngünün dinamiği ne idi? 

 

Ben bu dinamiğin alet (araç) yapmak olduğunu düşünüyorum. İnsan kuşkusuz her hangi bir aleti, bir amaç doğrultusunda üretir. Amaç nedir sorusunun cevabını herkes bilir ama araç nedir sorusunun yanıtı o kadar basit değil. Felsefede araç diye kastedilen şey; “kontrolü yaratıcısına-sahibine bağımlı nesne” anlamındadır.      

 

Araç gerçekten yaratıcısının kontrolünde midir? Bugüne kadar kendini yaratıcısının kontrolüne bırakmış bir araç var olmuş mudur? Buna benim yanıtım ‘hayır’ dır. Araç, yaratıldığı andan itibaren hem kendi yolunu hem de yaratıcısının kaderini belirleyen ‘canlı’ bir varlıktır. Amaç ve araç arasında bir ilişki-bağ var ise bu bağ aracın kendi yaratıcısının kaderini belirlemesi biçimindedir.     

 

Hiç bir aracı, sadece kontrolü yaratıcısının elinde olan cansız bir varlık olarak göremeyiz. İnsan tarafından yaratılan herhangi bir makine bile yaratıldığı andan itibaren sadece bir araç (kontrolü yaratıcısına bağımlı bir nesne) olarak kalmaz. 

 

Biraz karışık olduğunun farkındayım. Konuyu açalım. Ateşin keşfini düşünün. Muhtemelen bir yıldırım sonrası ortaya çıkan ateş, önceleri atalarımızı korkuya düşüren bir nesneydi. Ancak tutuşan bir dalı eline alıp bir başka yere taşıyan o ilk insan, onun ısıtıcı gücünü görmüş olmalı. Ateşi elinde tuttuğu andan itibaren ateş artık insan için bir alete dönüşmüştü. Onu kullanmayı öğrenen insan için ateşin kullanım amacı ısınmak, vahşi hayvanlardan korunmak ile sınırlı olmalı. Ancak ateş insanın yazgısını tamamen değiştirecekti. Onun sayesinde daha soğuk iklimlere göç etmenin yolu açıldı. Geceleri vahşi hayvanların saldırılarından korunmak mümkün oldu. Gelişmemiş diş ve çene yapımızın sınırladığı beslenme eşiğimiz, ateş sayesinde aşıldı. Çok sert etleri ateşte pişirip yiyebiliyorduk. Sindirimi zor bitkileri kaynatmak, yenmesini mümkün kılıyor, bu sayede besin çeşitliliğimiz artıyordu. İnsan soyunun çok uzun bir zaman en temel sorunu olan açlıkla başetmek çok daha kolaylaşmıştı. Marks; “hiç bir bilimsel buluş ateşin keşfi kadar insanın yazgısını değiştirmedi” der. Haklıydı. Ateş sayesinde metalleri işlemeyi öğrenecektik. İlk insanın ısınmak ve korunmak için bulduğu o ilk alet ateş, günümüz dahil bütün uygarlığımızı biçimlendirdi. Ateş denen bu aleti daha farklı alanlarda kullanmayı başaran toplumlar diğerlerinin önüne geçti. Ateş sayesinde daha dayanıklı çelikler üretildi. O çeliklerden çok daha yetenekli kılıçlar, kalkanlar ve zırhlar yapıldı vs.

 

Tekerleği bulan ilk insan, bunu bir amaca hizmet etsin diye; muhtemelen ağır bir nesneyi bir yerden bir yere sürüklemek “amacıyla” bulmuş/yaratmıştı. Yaratıcısının amacı her ne olursa olsun, bu araç yani tekerlek insan soyunun sosyal evriminde önemli bir basamak oluşturdu. Yük taşımak, insan taşımak, yolları yakın etmek, ilk arabayı yapmak, önüne hayvan koşmak, uzak yerlere ticareti mümkün kılması vb. bütünüyle insanın yazgısını değiştirmişti. Bu basit araç insan tarihinde bir dönüm noktası oldu. Günümüzün tüm otomobillerinin tekerlek üzerinde gittiğini biliyoruz. Tekerlek, kendini yaratan insanı hiç hayal etmediği (hayal edilmeyen, amaç olarak da tanımlanamaz) bir yöne evirdi. 

 

Demek oluyorki, toplumlar arasındaki bu devasa farkları yaratan şey ne dinleri, ne dilleri, ne ırkları ne de nüfusları değil keşfettiği ve farklı alanlarda kullanmayı başardığı aletlerdi. Çünkü alet bir kere yaratılınca, insanın önüne hayal dahi edemeyeceği yeni kapılar açıyordu. İnsanlık tarihi boyunca en kalabalık, en savaşçı,  ya da en iyi coğrafi koşullara sahip topluluklar değil, alet yapan toplumlar öne geçti. Şimdi bu alet kavramını biraz daha büyütelim ve buna bilim diyelim. Osmanlı'nın yıkılması, Müslüman Arapların geri kalması, devasa insan gücüne ve zengin doğal kaynaklarına rağmen koskoca Çin İmparatorlu'ğunun İngilizlerce boyun eğmesi, Hindistan’ın işgali vb. hep buna dayanır. Bütün farkı yaratan, alet yapımında, yani bilimde kimin ileri gittiği ile ilintilidir. Çünkü bilim beraberinde toplumsal yapıyı da değiştirir.

 

Bilimi ya da aleti ilk kimin bulduğu çok da önemli değildir. Burada farkı oluşturan bilimi kimin sahiplendiği, bilimin önünü açıp kendini değiştirmesine kimin izin verdiğidir. Otomobilin vatanı Amerika olmasına rağmen, Almanların ve onlardan çok sonra otomobille tanışan Japonların otomobil üretiminde dünya lideri olması bunun tipik bir örneğidir.

 

Alfred Nobel, sarsıntıda patlayan trinitrogliserinin (TNG) yol ve maden işçileri için doğurduğu felaketi önlemek amacıyla, sarsıntıdan etkilenmeyen yeni bir patlayıcı yaratmıştı. Dinamit adını verdiği bu patlayıcı, yaratıcısının amaç ve hayallerine rağmen çağının en önemli silahına dönüşmüştü.      

 

Sadece bir matematikçinin kafasında bir kuram olarak ortaya çıkan bir matematik yöntemi bile, yeni bir çağın kapılarını açabilmişti. Olasılık matematiği olmadan kuantum fiziği olamazdı.     

 

En basitinden en karmaşığına kadar bütün araçlar, hiç bir zaman yaratıcısının kontrolünde bir nesne olarak kalmadılar. Yaratıcısından bağımsız ayrı bir varlık olarak yaratıcısının kaderini her daim belirleyebildiler. İnsanı belirleyen şey maddenin yasalarıdır.     

 

Kapitalizmi ortaya çıkaran da seri ve kolektif üretime olanak veren makinelerin (mekanik bilimi, içten patlamalı motorlar vb ) bulunuşu değil midir? Kapitalizm insanlığı bütünüyle başka bir evreye iterken, bunu yine araçların çizdiği yol üzerinden yapacaktı. İnternetin ortaya çıkışı, bilginin bütün toplumun ulaşımına açılması ister ister istemez serbest toplumları ve demokratik ulusları zorlayacaktı. Dünyaya kendini kapatan, bilgiyi iktidarları için tehlike gören toplumların internet ve iletişim çağında varlıklarını uzun zaman devam ettirmesi düşünülemez. Her bilimsel buluş insan toplumlarının sosyal yaşamında, devlet yapısında, hukuk kurallarında köklü değişimler yapar. Her akıllı toplum bu değişime uyum sağlamakla mükelleftir.

 

İnsanlık tarihinin bütün devrimlerinin, bütün altüst oluşlarının temelinde aracın kendi yolunu çizmesi yatar. Toplumların, ulusların yıkılışı, geri kalmışlığının temeli buna dayanır. Bu yeni yola uyum sağlayan toplumlar yükselir uyum sağlayamayanlar ise yok oluşlarını hazırlar.

 

Bilimin önünü açan, bilimsel üretime kaynak ayıran, ortaya çıkan bilimsel buluşun beraberinde toplumsal yaşamı da değiştirmesine izin veren toplumlar ve kültürler günümüzde de gelişmesini sürdürmektedir. Bunu başaramayan toplumların kaderi yoksulluk, totaliterizm ve hatta belki tarih sahnesinden silinmek olacaktır.

 

Not: Yazıya blockchain teknolojisinin dünyayı nasıl değiştireceğine dair bir tartışma yapmak için başlamıştım ama tamamen farklı bir yazı çıktı. Haftaya ülke gündeminde daha önemli bir şey olmaz ise buradan devam etmek istiyorum.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

YAZARA AİT TÜM YAZILAR

YORUM YAZ

Güvenlik Kodu
Lütfen Dikkat Lütfen Dikkat: Bu sitedeki içeriklere yapılan yorum ve düşünceler tamamıyla yorum sahiplerine aittir. Küfür, hakaret, ırkçılık, siyasi, spam, ticari reklam vb. içerikli yorumlar yayınlanmaz, bu yorumları yapan kişiler sistem tarafından yasaklanır.
Bursa Web Tasarım