• 1394
  • 0

İslamı Güncellemek

Erdoğan’ın konuşmasındaki bölüm tam olarak şöyle; “İslamın hükümlerinin güncellenmesi vardır. Siz islamı 14-15 asır öncesi hükümleriyle kalkıp da bugün uygulayamazsınız. Böyle bir şey yok.”

 

Konunun uzmanı değilim. Ama şükür ki araştırma yapıp okuyup öğrenme yetilerimiz hala mevcut. İş edindim araştırdım. İslam da Hüküm nedir? 

 

“İslâm dininin, insanların dünya ve âhiret mutluluğunu sağlamak üzere getirdiği kuralların bütününe şer‘î hükümler (ahkâm-ı şer‘îyye) veya ilâhî hükümler (ahkâm-ı ilâhiyye) denir” Yani islamın getirdiği kurallar bütününe İslamın hükümleri diyoruz.

 

Bu hükümler de kendi içerisinde dörde ayrılıyormuş;

 

1) İman (İtikadi hükümler): İnsanın dinde kabul etmesi ve reddetmesi gereken hususlarla ilgili hükümlerdir. İnsana neleri kabul etmesi, neleri reddetmesi gerektiğini bu hükümler öğretir. 

 

 2) Amel: Amel, insanların yaptığı işlerdir. Yapılması veya yapılmaması gereken fiillerdir. Hangi amellerin, hangi şartlarla nasıl yapılacağını ve nasıl sahih olacağını açıklayan hükümlere amelî hükümler denir. 

 

3) Ahlak: Hal ve hareketleri, davranışları, İslami ve insani ilişkileri açıklayan hükümlere denir. 

 

4) Hukuk (Muamelât, Ukubat): İman, ahlak ve şahsi amel gibi konuların dışında kalan, özellikle devlet yönetimini, toplum idaresini ve ekonomik durumları içeren konuları, evlenme, boşanma, miras dağıtımı, ticari ve siyasi işleri, kısaca İslam devletinin kanun ve kurallarını belirleyen bütün hükümlerdir. 

 

Demekki bu hükümlerde bir güncelleme gerekiyor. Erdoğan’a göre 1400-1500 yıl öncesinin hükümlerini bu güne uygulamak mümkün değil. Demek ki zamanın isterlerine göre bunların uyarlanması gerekiyor. Bu uyarlamaya da güncelleme dediğini sanıyorum.

 

Bu konuşmadan sonra kafalar biraz karıştı. "İslamın 1400-1500 yıl öncesi hükümlerinin çağımızda uygulanamayacağı” tezi esas olarak kemalizmin tezlerinden biriydi. Ama bu tezin tarihi daha gerilere de uzanıyor. 15 ve 17. yüzyıllarda tüm Avrupa’yı etkisi altına alan Lutherciliğin temel tezi de buydu. Dinin hayatın gerisinde kaldığı, bu nedenle dinin bir reforma tabi tutularak hayatın isterlerine uygun hale getirilmesi vb. Elbette bu Hristiyanlık dininin değiştirilmesi değil, dinin farklı bir yorumla ele alınmasını ifade ediyordu. Hükümler değişmiyor ama hükümlerden ne anladığımız konusunda bir değişim öneriyordu.

 

Erdoğan acaba bu tür bir çıkış mı yapmıştı. Muhafazakar camiada kafalar epey karıştı. Desteklense mi, karşı mı çıkılsa karar verilemedi. Erdoğan bu acayip durumu farketmiş olmalı ki, hemen ertesi gün kendi sözlerini güncelledi. Birlikte okuyalım;

 

“Değişimi inkâr etmek, kafasını kuma gömen devekuşu misali kendini kandırmak demektir. Asla değişmeyecek kurallar da vardır. Mesela İslam’ın son din olduğu asla değişmeyecek bir hakikattir. Mesela Allah’ın yüce kitabı Kuran'ı Kerim'de bize açıkça ifade ettiği hükümler yani asla asla değişmemiştir, değişmeyecektir. Dinimiz İslam ve Kuran Rabbimizin emri gereği kıyamete kadar caridir. Bu da dinimiz ve kitabımızın bundan sonra da söyleyecek sözü olduğu anlamına gelir.”

 

Ben bu cümlelerde bir kaç tuhaflık olduğu fikrindeyim. “Değişimi inkar etmek… kendini kandırmak demektir”. Buna katılıyorum. Diyalektiğin temel ilkelerinden biridir. MÖ 500’lü yıllarda Yunan Filozof Heraklitos, değişimin kaçınılmalığı kuralını felsefe alanına sokmuştu. “Bir nehirde iki kere yıkanılmaz” sözü de bunu anlatır. Siz yıkandığınızda nehir çoktan aşınmış, başka sular gelmiş yani değişmiş olur. Siz tekrar yıkanmaya geldiğiniz de o yıkandığınız nehir aynı nehir değildir. Hoş bir özlü söz ve kesinlikle doğru. Değişim herşeyi kapsar. Evrende değişmeyen hiç bir şey yoktur. Herşey zamana yenik düşer değişir ve dönüşür. Erdoğan’ın da dediği gibi “ Değişimi İnkar etmek, kendini kandırmak demektir.”

 

Ama bu sözün hemen ardından “Asla değişmeyecek şeyler vardır” derseniz ilk sözünüzü yalanlamış olursunuz. Asla değişmeyen şeyler varsa değişim sözünün bir anlamı kalmaz.

 

Bir önceki konuşmasında “Siz islamı 14-15 asır öncesi hükümleriyle kalkıp da bugün uygulayamazsınız. Böyle bir şey yok” deyip ertesi gün “Mesela Allah’ın bize açıkça ifade ettiği hükümler yani asla asla değişmemiştir, değişmeyecektir. Dinimiz İslam ve Kuran Rabbimizin emri gereği kıyamete kadar caridir.” derseniz iki sözünüz birbiriyle çelişir hale gelir. İslamın hükümleri sonsuza kadar değişmiyorsa, nasıl oluyor da 1400 sene önceki hükümleri bu gün uygulayamaz hale geliyoruz” Demek ki bir şeyler değişmiş.

 

Bir başka sorun da son cümlede, diyor ki; “Dinimiz İslam ve Kuran Rabbimizin emri gereği kıyamete kadar caridir. Bu da dinimiz ve kitabımızın bunda sonra da söyleyecek sözü olduğu anlamına gelir.” Eğer 1400 yıl önce islam bütün sözlerini söylemişse ve bu sözler sonsuza (kıyamete) kadar geçerliyse bu tez söylenecek herşeyin tam ve eksiksiz ve tamamen kusursuz olarak söylendiği anlamına gelir. Öyleyse “bundan sonra da söyleyecek sözü ” nasıl olabiliyor. Zaten söylenmiş değil miydi herşey, Kuran ya da islam dini tam ve eksiksiz değil mi? Bundan sonra ki sözleri kim söyleyecek ki…?

 

Erdoğan’ın sözlerinden devam edelim;

 

“Ama bunlardan hareketle yapılan içtihatla ve uygulamadaki karşılıklar elbette zamana göre değişecektir. Mecelle kaidesidir. Zamanın değişmesi ile ahkâmın da değişeceği inkâr edilemez. Kurallar bunlar bunlarla hareket ediyoruz. Eğer biz içtihatları değiştirmezsek. Yani uygulamaya ilişkin kurallar içinde bulunduğumuz naslar uygun şekilde yenilemezsek kendi kendimizi kandırmış oluruz.”

 

Belki bilmeyenler vardır, bir kaç şeyi açalım. İçtihat nedir; Eğer bir kural hukukta (konumuz itibariyle dinde) yoksa bir hukuk kurulu yeni durum için yeni hukuk kuralı koyar ve buna içtihat denir. Konumuz din olduğu için eğer bir konu dinde yoksa, bir dini kurul yeni bir din kuralı koyar (icat eder) demiş oluyoruz. Enam Suresi 38. ayetinde “Biz Kuran’da hiç bir şeyi eksik bırakmadık” dense de demek ki hayatın isterleri bazı eksikliklere yol açıyor olmalı ki, içtihadlar gerekli olabiliyor. Örneğin Kuran’da kripto paralar, swap işlemleri gibi konularda bir eksiklik olduğu için birinin bu konu için bir din kuralı icat etmesi gerekebiliyor. 

 

Yine Erdoğan’dan devam edelim. “Zamanın değişmesi ile ahkâmın da değişeceği inkâr edilemez.” Kafamız karışmasın burada ki “ahkâm” dini hüküm demek. Yani diyor ki Erdoğan; “Zamanın değişmesiyle dini hükümlerin de değişeceği inkar edilemez”… Şimdi burada duralım, aynı konuşmanın bir kaç cümle öncesi şöyle demişti; “Allah’ın bize açıkça ifade ettiği hükümler yani asla asla değişmemiştir, değişmeyecektir.”

 

Allah’ın hükümleri değişir mi değişmez mi? Bir önceki cümlesinde  “hükümlerin” değişeceği inkar edilemez diyor, bir sonra ki cümlede “hükümleri” asla değişmeyecektir diyor. Hangi sözünü dikkate alalım?

 

Erdoğan’ın konuşmasında geçen “Mecelle kaidesi” ne ola ki?

 

Aslında konu ayrı bir yazı konusu olacak kadar derin ama okurları sıkmamak adına bir özet geçelim. Mecelle esas olarak büyük kitap demek. Bu kitap medeni kanun kurallarını içeriyor. Yani kişilerin birbirleriyle ve kişilerin devlet ile ilişkilerini düzenleyen özel türde bir kanunlar bütünlüğü. Tarihte ilk medeni kanunu, M.Ö.  6. yüzyılda Doğu Roma İmparatoru Jüstinyen hazırlatmış. Adı da Sivil Code (medeni kanun). Jüstinyen dini kuralların gelişen hayatın isterlerini karşılamadığını düşünüp tamamen insan eseri ama tabi felsefesini Hristiyanlık öğretilerinden alan bir kanun dizisi hazırlatmış. Bunun benzerini 2.400 yıl sonra (1868-1876) yılları arasında  Ahmet Cevdet Paşa başkanlığında bir kurul da gerekli görmüş ve 1851 maddelik bir medeni hukuk hazırlamışlar. Jüstinyen’nin yaptığının bir benzeridir. Tamamen insan eseri ve tabi islam öğretilerinin felsefesinden beslenen bir modern kanun. Ya da batının evrensel kanunlarının İslam'a uyarlanmış hali. Bir modernleşme, dünyevileşme ve zamana uyma çabası.

 

Erdoğan sanıyorum Mecelle göndermesiyle “bu zamanında yapıldı, yine yapılabilir” demek istemiş. Dini kanunların gelişen hayatın isterlerini karşılamadığının ve bir insan düzenlemesine ihtiyaç duyulduğunun kabülü bu. Benim açımdan hoş bir gelişme. Zira seküler bir insanım. Ama muhafazakar camia, buna nasıl bakar bilemiyorum.

 

İslamı kim güncelleyecek?

 

Erdoğan’nın ve Başbakan Yıldırım’ın konuşmalarından anladığımız kadarıyla güncelleme ya da yorumu değiştirmek türü bir değişimi Diyanet İşleri Başkanlığı ve Din İşleri Yüksek Kurulu adı verilen devlet kurumları yapacak. Bu kurumlarda çalışanların tamamı devlet memuru. Maaşlarını devletten alıyorlar. Atamalarını o anki siyasi iktidar yapıyor. Pek çok örnekte gördüğümüz gibi hükümet politikalarıyla ters düştüklerinde de görevden alınabiliyorlar. Bu doğal olarak bu kurumların mevcut siyasi iktidarla uyum içinde çalışmasını gerektiriyor.

 

Diyanet İşleri Başkanlığı, Atatürk’ün emriyle 1924 yılında kurulan bir devlet kurumu. Anayasa’da bu kurumun çalışma ilkesi de belirlenmiş. 

 

  1. Madde şöyle; “Diyanet İşleri Başkanlığı, laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir.”

 

Kuruluşu ve tarihsel süreci itibariyle “devletin resmi din” görüşünü yaymak, egemen kılmak amacıyla kurulmuş ve devlet memurlarından oluşmuş bir kurum bu. Yapısı gereği de islamın “sünni yorumunu” temel alıyor. Uzun zaman içinde yaptığı açıklamalar ile bu görevini de başarıyla yerine getirdi. İktidarda hangi siyasal grup varsa o grubun siyasal görüşlerine uygun ve destekler dini açıklamalar, din yorumları yapmaktaydılar yıllar boyu. Uzun Kemalizm İktidarı boyunca da bu görevini layıkıyla yerine getirdi. Bir devlet dini yaratılmasının temel aracı oldu.

 

Dinde güncelleme ya da yeniden yorumlama işlerini devlet memurlarına bırakmak ne kadar mantıklı bilemiyorum. Yarın iktidar değişirse bu yorumların, güncellemelerin yeni versiyonlarının çıkacağını da öngörmek mümkün. AKP’nin dönüp dolaşıp Kemalizm'in “milli devlet dini” sürümüne dönmüş olması, bir kurtarıcı gibi ona sarılması da tarihin bir ironisi olsa gerek. Bu güncellemeler/yorumlar ülkemiz müslümanlarını ne derece tatmin eder oldukça meçhul. Müslümanlar gerçekten de devlet memurlarının ürettiği bir devlet dinine ihtiyaç duyuyor mu inanın bilmiyorum. Milli din kuracaksak yine bu güncellemeler/yorumlar dünyanın diğer uluslarında yaşayan müslümanları ne derece bağlar o da büyük muamma.

 

Neyse, herkese hayırlı güncellemeler.

 

 

 

 

 

 

 

 

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

YAZARA AİT TÜM YAZILAR

YORUM YAZ

Güvenlik Kodu
Lütfen Dikkat Lütfen Dikkat: Bu sitedeki içeriklere yapılan yorum ve düşünceler tamamıyla yorum sahiplerine aittir. Küfür, hakaret, ırkçılık, siyasi, spam, ticari reklam vb. içerikli yorumlar yayınlanmaz, bu yorumları yapan kişiler sistem tarafından yasaklanır.
Bursa Web Tasarım