• 1908
  • 1

Ambargo, İran, Reza...Neler oluyor?

Asıl adı Reza Zarrab, henüz 33 yaşında. Arabesk ve fantezi şarkılara söz yazarak İstanbul Piyasasına girdiyse de biz onu, altın ticaretinden kazandığı büyük servetle tanıdık. Bu genç delikanlı öylesine yetenekliydi ki, Türkiye’nin altın ihracatının yarısını tek başına gerçekleştiriyor, böylece vatandaşı olduğu Türkiye’ye önemli bir ihracat girdisi sağlamış oluyordu. Saygın bir işadamıydı. Gerçi Reza Zarrab’ın şoförü Turgut Happani, Türkiye’den Rusya’ya 150 milyon doları taşırken gümrük muhafaza müdürlüğü ekipleri tarafından gözaltına alınmıştı ama olsundu. Sonuçta başka bir soruşturmada zamanın İçişleri Bakanı Muammer Güler “gerekirse senin önüne ben yatarım” diyerek bu zarif iş adamının önemini, zor anlayan kamuoyuna güzelce anlatmıştı.  

Olayı ve konuşmanın tam metnini aktaralım da aklımızda soru işareti kalmasın: İstanbul Mali Şube Müdürlüğü'nün yolsuzluk ve rüşvet operasyonuyla ilgili teknik ve fiziki takibi devam ederken, telefon kayıtlarına yansıyan görüşmelere göre, Sarraf'ın; kendisi hakkında bir soruşturma yapılıp yapılmadığını öğrenmek istediği öğrenildi.

Sarraf, konuyla ilgili olarak ilk görüşmeyi, emniyet raporuna yansıyan bilgiye göre, Güler'in uzaktan akrabası olan Rüçhan Bayar ile, 8 Ekim 2013 günü saat 18.59'da yapıyor.

İkili arasındaki görüşmede Rüçhan Bayar, bir soruşturma olması durumunda, Sarraf'ın bunu ilk ağızdan hemen duyacağını belirtiyor. Rapora göre Sarraf, bu konuşmanın yapıldığı gün, Muammer Güler ile de makamında yüz yüze bir görüşme yapıyor. Bu görüşmeden 3 gün sonra 11 Ekim 2013 saat 19.51'de ise, bu kez Sarraf, Güler ile telefonda görüşüyor. Görüşmede Güler'e "Sayın bakanım sadece insanın insan ailesine zedeliyorlar başka bir şey yok" dediği belirtilirken, Muammer Güler'in yanıtı ise şöyle oluyor: "Abicim hiç sen o konuda sen rahat ol sen rahat ol... Vallahi böyle bir şey varsa senin önüne ben yatarım ya... Senin İçişleri Bakanlığı'nda bir şeyin yok MİT'te bir şeyin yok, Mali de bir şeyin yok."

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/41565/Guler_den_Sarraf_a__Senin_onune_yatarim_Riza_.html

Bir hukuk devletinde soruşturma açma yetkisi savcılıktadır, bir şüphe varsa soruşturma açar dinlemeye alır vs. Bunun için bakandan izin almasına gerek yoktur. Bakanın bunu duyurması işe suç, engellemeye kalkması ise ayrı bir suçtur.

Zarrab, 17 Aralık soruşturmasından sonra katıldığı bir TV programında Türkiye’nin cari açığının %15’ini kendisinin kapattığını söylemişti. Tabi şimdi, tek başına milyarlarca dolar döviz girişi sağlamış, bir necip iş adamını bakanın koruması normal vs. diyebilirsiniz. 

Bakalım normal mi?

Sarraf’ı tutuklatıp hapse atan New York Güney Bölgesi Savcısı Preet Bharara, bir takım belgeler sunmuş. Bunlardan biri de 2013’ün nisan ve ekim ayları arasında Sarraf’ın Güler’e akıttığı rüşvetin dökümüdür. Bu süre içerisinde toplamda 5 milyon 800 bin dolar para Güler’e aktarılmış.

http://www.diken.com.tr/savci-bharara-sarraftan-gulere-akan-rusvetin-dokumunu-de-yayinladi/

Normal koşullarda bu para hareketlerini, Reza beyin bu hızlı zenginleşmesini, ülkenin MASAK, maliye, mali polisinin vb. farkedip Amerika Savcısından önce soruşturma başlatmış olması gerekirdi ama belli ki kaçırmışlar. Hadi bunu kaçırdınız, en azından Amerikalı Savcının bu belgelerinden sonra, bir rüşvet ve kara para soruşturması açılması gerekmez miydi? 

Gerekirdi elbet ama biz bunu yapmayıp, malum medya eliyle Savcı Bharara’nın FETÖ’cü olduğunu ispatlamaya çalışmışız.

Olay bununla da bitmiyor. Savcı Bharara’nın belgelerinde, bir eski Bakanın adı daha var; Zafer Çağlayan. Çağlayan'a aktığı iddia edilen rüşvetin dökümü de şöyle:

1- Sarraf’ın şirketlerinin Halk Bankası’ndaki hesabına transfer edilen İran’a ait paraların yüzde 0.4 ile 0.5’i

2- Lüks saatler ve mücevher

Toplamda: 32 milyon 53 bin 600 avro (464 bin 100 avroluk saat dahil), 6 milyon 766 bin 750 dolar (729 bin 850 dolarlık saat dahil), 3 milyon 465 bin TL, 300 bin İsviçre Frankı.”

http://www.diken.com.tr/savci-bhararaya-gore-sarraftan-caglayana-akan-para/

Yine MASAK, maliye, mali polis tüm hareketi kaçırmış. Ama yine de bu belgelerden sonra bir soruşturma açmak gerekmez mi?

Son gelişme olarak ABD yargısı, eski bakan Zafer Çağlayan hakkında tutuklama kararı çıkarttı. Bunun üzerine bizim Hükümetimizden nasıl bir açıklama gelmiş: İlk açıklama Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi’den; “Çağlayan'ın Türkiye'nin çıkarları aleyhine hiçbir işlemi olmamıştır. Bizim için aslolan Türkiye'nin çıkarlarıdır. Çağlayan eğer başka ülkelerin çıkarına aykırı hareket ettiyse bu da Türkiye’nin sorunu değil”

İyi de sayın bakanım, bu soruşturma esas olarak kara para, rüşvet ve yolsuzluk soruşturması. Bunlar olduysa, Türkiye çıkarları için mi yapıldı? Türkiye Devletinin böylesi çıkarları olabilir mi?

İkinci açıklama da Erdoğan'dan; “Bu ekonomik ilişkileri yürüten kim? Ekonomi bakanımız. Ekonomi bakanı hükümetin attığı bu adımı ne yapacaktır? Uygulayanlardan biri olacaktır.

“Atılan bu adımlar siyasidir. ABD'nin bunu gözden geçirmesi gerekir. Bu işlerin arkasından çok pis kokular geliyor.”

Evet pis kokular konusunda haklı ama bu para trafiği hükümetin bilgisi altında mı oldu? Devlet eliyle mi yaptık bu işi? Karar siyasi ise bu belgeler düzmece mi diyoruz. En azından bir soruşturma da biz açıp, bu durumu kontrol etmemiz gerekmez mi? Nasıl bu kadar emin olabiliyoruz?

Çağlayan hakkında verilen tutuklama kararını onaylayan Hakim Berman, davanın seyrinin, dün eklenen yeni iddianameyle değiştiğini belirtti. Berman, ek iddianamede, Halkbank’ın adının kurumsal olarak öne çıktığını söyledi.

Zarrab ve Çağlayan için istenen 55 yıllık cezanın sadece 5 yılı ambargoyu delmekle alakalı. İstenen 50 yıllık ceza ise, kara para, rüşvet, dolandırıcılık ve hileli banka operasyonlarıyla ilgili.

Reza Zarrab'ın kuryesi Adem Karahan’ın, gazeteci Ali Uçar’a yaptığı açıklamalar şöyle:

“Bakanlara çeşitli hediyelerin dışında milyon dolarların da gittiği şirkette konuşuluyordu…. 2012-2013 yılları arasında yurtdışına 200 ton altın çıkardık. O yıla kadar sadece para transferi yapılıyordu. Bir yılda eski para ile 18 katrilyonluk altını yurt dışına çıkardık. Bu 18 katrilyonun yüzde 4’ü siyasilere yüzde 4’ü ise Sarraf’a kalıyordu. Ama işin asıl arkasında kim var bilmiyoruz” 

Bizim savcılarımız ve devletimiz ne yapıyor bu durumda? Hiç bir şey…!

İran Ambargosu Meselesi

İran'a uygulanan ambargonun 35 yıla yaklaşan bir tarihi var ama bu son yaşanan ve bizim delmekle suçlandığımız ambargo esas olarak, İran’ın uranyum zengileştirme ve bunun sonucu olarak nükleer silah üretmesinin engellenmesiyle  ile alınmış olanıdır .Ve bu ambargo tek başına bir Amerikan Ambargosu değil. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin ortaklaşa aldığı bir karar. BM Güvenlik Konseyi, uranyum zenginleştirme programını askıya almaması nedeniyle 2006'da ambargo kararı alarak, İran'ın her türlü nükleer malzeme teminini yasaklamış, programla ilgisi olan kişi ve kurumlara da varlık dondurma ile seyahat yasağı gibi yaptırımlar getirmişti. 2007 yılında İran'a silah ambargosu uygulamasını da kabul eden konsey, daha sonra aldığı kararlarda nükleer programla ilgisi belirlenen kişi ve kurumları da yaptırımlar listesine eklemişti. Bu kararın geçerlilik süresi 10 yıl. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA) tarafından onaylanması halinde BM Güvenlik Konseyi kararıyla getirilen yükümlülükler ve yaptırımlar 10 yıl sonunda tamamen kalkacak ve "İran'ın nükleer programı" maddesi konseyin rutin gündeminden çıkarılacak.

Türkiye bu süreçte ambargonun uygulanmasında aktif rol de almış. 2010 yılında yoğun bir diplomasi trafiğinin ardından İran'ı nükleer müzakerelerde Batı ile masaya oturtabilmek için uranyum takasına ikna etmiştir.

Peki bu ambargo Türkiye için faydalı mı derseniz, ben uzun vadede buna evet cevabını veririm. Kısa vadede ticari zararlarımız olduğu bir gerçek. Ancak çok uzun süredir Ortadoğu’da İran ile rakip ülke konumuzdayız. İran’ın tüm bölgede şii grupları destekleyerek, silahlandırarak hakimiyet kurmaya çalıştığı bir sır değil. Bölgede etkinliğimizi ve ulusal çıkarlarımızı riske eden ülke İran. Bu gün de, gelecekte de karşı karşıya gelmemiz kaçınılmaz. Bu durumda  İran gibi bir devletin nükleer silah sahibi olması, bütün dengeleri alt üst eder ve en çok Türkiye’yi zor durumda bırakır. Kısa vadeli çıkarlar uğruna uzun vadeli çıkarların ve bütünlüklü bir stratejinin heba edilmesi ülke yararına olmayacaktır.

Peki Türkiye ambargoyu deldi mi?

Şimdi gözlerimizi havuz medyasının etkili isimlerinden birine çevirelim. 21.12.2013 tarihli Türkiye Gazetesinin haber başlığı şöyle; Ambargoyu ALTIN formülle deldik, operasyona uğradık. Haberde ambargo delmekte kulandığımız yöntem, ayrıntısıyla anlatılıyor. Birlikte okuyalım;

“Türkiye ihtiyaç duyduğu petrol ve doğalgazın önemli bir kısmını, Rusya'nın haricinde İran'dan alıyor. Ancak ambargodan kaynaklanan uluslararası yaptırımlar sebebiyle bunun parasını, bankalar üzerinden transfer edemiyor. Ülke menfaatleri gereği ucuz enerjiye ulaşmak zorunda olan Türkiye, aldığı enerjinin bedeli için Halk Bankası'nda İran adına hesap açıyor. İran da bankada biriken parasıyla piyasadan külçe altın satıp, olaylarda ismi sıkça geçen Reza Zarrab gibi iş adamlarının şirketleri vasıtasıyla transferini sağlıyor. Söz konusu firmalar altınları ihraç etmek için gereken hukuki belgeleri sağlıyor ve kuryeler aracılığıyla altınlar yurt dışına çıkarılıyor…Türkiye ile İran arasındaki 20 milyar dolarlık ticaret hacminin yarısının bu yolla olduğu, Hindistan'ın da Halk Bankası üzerinden aynı formülü kullanmak istemesi de düşünüldüğünde, bütün gözler sıcak paranın adresi konumunda olan Halk Bankası'na çevriliyor.”

http://www.turkiyegazetesi.com.tr/ekonomi/117217.aspx

Özetle olay şöyle, ambargo nedeniyle İran'dan petrol almamamız gerekiyor, çünkü parasını ödemek mümkün değil. Ama biz alıyoruz, ödememiz gereken parayı da 'İran’a altın ihraç ediyoruz' diyerek altın olarak gönderiyoruz. Bu işi de bizim cevval iş adamımız Reza Bey kotarıyor. Bir taşla iki kuş vuruyor hükümetimiz. Hem ambargo deliniyor. Hem de ödememiz gereken paramızı ihracat gibi gösterip, ihracat rakamlarına ekliyoruz. Böylece hükümet ihracat rakamlarını nasıl da artırdık diye içeriye hayali bir propaganda yapmış oluyor. Tabi bu uyduruk rakamlara, bütçe dengelerini nasıl ayarladık o da ayrı muamma.

Türkiye gazetesi saçmalamış olabilir mi? Bunu bir test edelim;

Ekonominin patronu Babacan, Plan Bütçe Komisyonu’nda CHP ve HDP milletvekillerinin esrarengiz altın ticaretine dair sorularına cevaben şöyle diyor;

“Türkiye olarak İran’dan aldığımız gazın parasını biz TL olarak İran’ın Türkiye’deki hesabına yatırıyoruz. Fakat İran’ın o parayı dolar olarak kendi ülkesine götürmesi mümkün değil, uluslararası kısıtlamalar, ABD’nin müeyyideleri sebebiyle. Dolayısıyla İran bunu döviz olarak kendi ülkesine götüremeyince, o TL’yi kendi hesabından çekiyor, altın alıyor piyasadan. Altını kendi ülkesine götürüyor. Bunu nasıl götürüyor bilmiyorum, ama işin özü bu. Oraya altın ihracatı aslında bizim doğalgazı almak için ödediğimiz karşılık gibi bir şey oluyor.”

Herşeyi geçtim necip hükümetimiz her yıl ortalama 15 milyar dolar kadar parayı ihracat olarak gösterip, bütün istatistikleri manipüle etmiş durumda. Bu da başlı başına ayrı bir suç tabi.

ABD’de ki soruşturmalar sürüyor New York Güney Bölgesi Başsavcılığı,  Zarrab davasında hazırlamış olduğu ek iddianameyle, eski bakan Zafer Çağlayan, Halkbank eski Genel Müdürü Süleyman Aslan, bankanın uluslararası operasyonlarından sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Levent Balkan ve Reza Zarrab’ın çalışanı Abdullah Happani hakkında tutuklama kararı istedi ve daha arkasından neler çıkar bilmiyoruz. Eğer bu olaylar şahıslarla sınırlı kalırsa, alacakları cezalarla bu iş kapanır. Ama olay derinleşirse devlet eliyle ambargo delmek, kara para aklamak, dolandırıcılık, rüşvet vb. işleri organize etmek gibi durumla karşı karşıya kalabiliriz. Ülkenin itibarı, saygınlığı ve güvenilirliği söz konusu. Sorumlularını bir başkasından önce bizim bulup çıkartmamız gerekmez mi?

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

YAZARA AİT TÜM YAZILAR

YORUM YAZ

Güvenlik Kodu
Lütfen Dikkat Lütfen Dikkat: Bu sitedeki içeriklere yapılan yorum ve düşünceler tamamıyla yorum sahiplerine aittir. Küfür, hakaret, ırkçılık, siyasi, spam, ticari reklam vb. içerikli yorumlar yayınlanmaz, bu yorumları yapan kişiler sistem tarafından yasaklanır.

YORUMLAR

  • Toplam Yorum

Ertugrul Sayın

11 Eylül 2017 Pazartesi 20:00

Aydınlatıcı yazı için teşekkürler

Bursa Web Tasarım