• 1394
  • 0

Afrin…

Afrin Türkiye sınırında, Hatay ve Kilis’e komşu olan küçük bir kasaba. Suriye iç savaşı sonrası nispeten güvenli bölge sayıldığı için bu küçük kasabanın nüfusu 500.000’e kadar ulaşmış. Çevresindeki geniş zeytin bahçeleri ve bostanlar ile tarımsal üretim üzerinden geçimini sağlıyor bu mütevazi kasaba. Yine bu kasabanın, tarımla uğraşan 365 köyü bulunuyor.

 

Afrin 11 Temmuz 2012’de, PYD liderliğindeki Kürt hareketinin kontrolüne geçti. Bu tarihten itibaren de yoğun bir Kürt göçüne sahne oldu. Kasabanın nüfusu hızla bir kaç katına ulaştı. Demografik yapısı hakkında sağlıklı bir bilgiye ulaşmak mümkün değil. Arap, Türk ve Kürt kaynaklar birbiriyle hiç ilgisi olmayan rakamlar veriyorlar. Ancak son durum itibariyle kent içindeki nüfusun ezici çoğunluğunu Kürtler oluşturuyor, sonraki en büyük grup Araplar ve bir miktar da Türkmen mevcut. Köylerde de benzer oranlar var. 

 

PYD’nin esas etkinlik alanı ise Afrin değil, Fırat’ın doğusunda yer alan geniş bölgeler. PYD uzun zamandır Fırat'ın Batısında da etkinlik alanını genişleterek Suriye ve Türkiye arasındaki sınırın tamamını kaplayan bir büyük kanton kurmaya çalışıyor. PYD’nin Esed rejimi etkisinden kurtulabilmiş, tek laik grup olması dikkat çekici. Bu nedenle ABD açısından hayati öneme sahipler. Esed rejimi esas olarak Rusya’ya eklemlenmiş durumda. Bu bloğun bir diğer büyük destekçisi İran. İran bölgede Haşdi Şabi adı verilen paramiliter/mezhepçi güç üzerinden önemli bir etkinliğe sahip. Bu örgüt esas olarak şii milisleri ve katliamlarıyla tanınıyor.

 

Bölgedeki diğer etkin güç Türkiye ise, ÖSO adı verilen paramiliter örgüt üzerinden Suriye’de etkinlik kurmaya çalışıyor. Suriye iç savaşı başladığından beri bütün enerjisini ve söylemini Esed’in gitmesi üzerine kuran Türkiye’nin, aynı anda Esed rejiminin ayakta kalmasını sağlayan Rusya ile adı konulmamış bir ortaklığa gitmeye çalışması tam bir paradoks. İşin başka bir  tuhaf yönü ise; Rusya tehdidine karşı kurulmuş bir birlik olan Nato'nun üyesi olmamıza rağmen, aynı zamanda Nato’nun bir diğer üyesi olan ABD'ye yönelik bölgedeki en büyük  anti-Amerikan propagandayı yapan ülke olmamız. Nato üyesi olupta, anti-Amerikancılığı, politik bir düstur olarak benimseyen başka bir ülke bulunmuyor. Suriye politikamız ve hatta onun da ötesindeki bütün dış politikamız, tam bir oksimoron.

 

Durumu şöyle bir özet geçelim;

 

- Esed karşıtıyız ama Esed’in en büyük destekçisi ile ortak davranmaya çalışıyoruz.

 

- Bölgede en büyük rakibimiz İran. Ama İran ve Rusya ile birlikte Suriye'ye ilişkin ortak politika geliştirip partner oluyoruz.

 

- Türkiye için de en büyük tehdit olan Rusya’ya karşı kurulan en büyük askeri birliğin üyesiyiz ama bu birliğin en büyük ülkesi ABD’ye karşı anti-Amerikancı söylem geliştirip, bu söylemin merkez ülkesi oluyoruz.

 

- Amerika ve dolayımıyla Nato’nun tehdit listesinde ilk sıraları paylaşan Rusya ve İran ile siyasal ortaklıklar peşindeyiz ama biz de Nato üyesiyiz

 

Bu akıl dışı politikamız ile herkes için bölgenin en güvenilmez ülkesi konumundayız.

 

Kabul etmek istemiyoruz ama bölgede en akılcı politikayı yürüten ülke ABD ve Rusya. Suriye’de Esed’in galip geleceği kesin. Esed’in iktidarı demek, içinde bizim de yer aldığımız NATO’nun varlık nedenini oluşturan Rusya'nın, bölgeye kalıcı olarak yerleşmesi demek. Rusya sürecin başından beri tutarlı biçimde bu karta oynuyor. Eğer Türkiye biraz daha akılcı davranıp ABD ile olan işbirliğini geliştirerek, kadim Kürt fobisinden kurtulabilseydi; ABD, Türkiye ve PYD ortaklığı bölgenin en büyük gücü olabilirdi. Ancak Türkiye çok hızlı biçimde anlamsız bir ABD karşıtlığı ve Kürt fobisine saplanarak bu imkanı heba etti.

 

Adeta ABD’yi kendi elimizle PYD ile bir ortaklığa mecbur bıraktık. ABD bölgeyi Rusya-İran ve Esed üçlüsüne bırakamaz. Türkiye henüz farkında değil ama Esed-Rusya-İran'dan oluşan bir ittifak, Türkiye için en büyük tehlike olurdu. ABD aslında bölgede ki varlığıyla Türkiye’yi bu asıl tehlikeden korumuş oluyor. ABD, yine akılcı bir biçimde bölgedeki Esed, İran ve Rusya eksenin dışında kalmış laik PYD ile bir ortaklık geliştirmiş durumda

 

Türkiye akıl dışı politikalarıyla ABD’yi,  PYD'ye (bölgedeki tek laik ve Rusya-İran ve Esed etkisinde olmayan oluşum) mecbur bıraktı. ABD, hem kendi güvenliği, hem Türkiye’nin güvenliği, hem de batı ittifakının güvenliği için bölgede olmak zorunda. Bunu yaparken güvenebileceği tek güç, artık PYD. Ve bu durumu biz kendi ellerimizle yarattık. ABD’nin PYD’yi desteklemek dışında hiç bir şansı yok. Ya bunu yapacak ya da bölgeyi kendi elleriyle Rusya’ya teslim edecek.Velev ki PYD bizim için bir tehdit olsun, görebilenler için sınırımızdaki Esed ve Rusya ikilisi ve İran, PYD’nin yaratacağı tehdidin onlarca katını yaratacak potansiyele sahipler

 

PYD terör örgütü mü?

 

Dünya’da PYD’yi terör örgütü olarak tanımlayan tek bir ülke bulunmuyor. Belki okurlarımın bir kısmı şaşıracaktır ama Türkiye’nin ilan edilmiş terör örgütleri listelerinin hiç birinde de PYD bulunmuyor. PYD lideri Salih Müslüm’ün defalarca Türkiye’ye geldiğini ve devlet yetkilileriyle görüştüğünü biliyoruz. İşid’in Kobani’ye saldırdığı dönemde, Kobani’ye yardıma giden Peşmerge Birlikleri’nin Türkiye’nin izni ve koruması altında topraklarımız üzerinden geçtiğini hepimiz hatırlıyoruz. Bunlar çok eski tarihler değil.  Üç- dört yıl öncesinden bahsediyoruz. Eğer PYD terör örgütü ise, ilgili devlet memurlarıyla birlikte bu devlet memurlarına emri veren siyasilerin de terör örgütüne destek ve işbirliğinden yargılanması gerekirdi.

 

PKK ve PYD aynı şey mi? 

 

Üç-dört yıl öncesine kadar, Türkiye bu tezi kabul etmiyordu. Dünyada da bu tezi kabul eden hiçbir ülke bulunmuyor.  PYD ve PKK ilişkisi için PKK ve HDP ilişkisini örnek verebiliriz. PKK ve HDP ne kadar aynı şeyin farklı veçheleriyse PYD ve PKK ilişkisi de o durumda. Nasıl PKK var diye HDP’nin parti kurmasını, seçimlere girmesini engellemiyor HDP’nin meşru varlığını tanıyorsak, aynı mantıkla PYD ve PKK ilişkisinde de PKK ve PYD’yi bir ve aynı şey sayamayız. Çok yakın tarihe kadar da bunu yapmadık.

 

PYD’nin bu ana kadar üstlendiği hiç bir terör eylemi olmadı. Afrin Operasyonu’na kadar da PYD’den Türkiye’ye yönelik hiç bir saldırı yapılmadı. PYD, PKK ve HDP için aynı sosyolojiden doğan, birbiriyle etkileşimde olan ama birebir aynı olmayan yapılar demek daha mantıklı. Zaten aksini savunmak, yani PYD, PKK ve HDP birebir aynıdır demek, pek çok soruyu da beraberinde getirir. O zaman  nasıl oluyor da HDP diye bir parti var oluyor? Nasıl oluyor da PYD ile Ankara'da görüşmeler yapılıyor? Yardım konvoylarının Türkiye üzerinden geçmesine nasıl izin veriliyor? vb. gibi soruların mantıklı yanıtları bulunamaz. 

 

Dünya’nın pek çok ülkesi bu ayrımı yapmış durumda. PKK’yı terör örgütü olarak kabul etmeyen, ABD dahil tek bir batı ülkesi ve tek bir NATO ülkesi bulunmuyor. PKK’yı terör örgütü olarak kabul etmeyen, çevremizdeki tek ülke Rusya. Moskova’da örgütün büroları var. Bunlar sır değil. PKK’yı dahi terör örgütü olarak kabul etmeyen Rusya ile işbirliği yapmaktan çekinmiyoruz, dış politika ve ticari ilişkilerimizde bu durum sorun teşkil etmiyor ama  PKK’yı terör örgütü olarak tanımlayan, hatta örgütün kurucu liderini bize teslim etmiş ABD’yi, PKK’yı desteklemekle suçluyoruz. Bunlar çelişki değil mi?

 

PKK’nın elindeki silahların Rus malı olmasını nedense bu aralar gündeme taşımıyoruz. Uzun zaman PKK’yı Rusya’nın desteklediğini savunan Türkiye bu gün bu konuyu açmıyor bile.

 

“2007 yılında  Genelkurmay Başkanlığı, PKK'ya ait silahların menşeini belirledi. Buna göre Kalaşnikofların  % 71,6'sı, kanasların %45,2'si, roketlerin %85'i, el bombalarının %72'si, mayınların %28'i Rusya'ya aitti. 

 

Genelkurmay 2013 yılında tekrar bir açıklamaya yapmış; paylaşılan bilgiye göre örgütün elindeki roketlerin %85'i, kanasların %60'ı, el bombalarının ve kalaşnikofların çoğu Rus menşeliymiş. Bilgiler Genelkurmaydan. PKK’nın en büyük silah tedarikçisi meğerse Rusya’ymış.

Rusya sadece PKK’yı da değil PYD’yi de desteklemiş. 

 

 

Aralık 2015’de Rus Ordusu'na ait askeri kargo uçağı PYD'ye 5 ton hafif silahı paraşütlerle indirmiş.”Az buz değil sevgili okurlarım, 5 ton.

 

http://www.yenisafak.com/yazarlar/elvanalkaya/rusyanın-22-yıllık-pkk-destek-tarihi-2023456

 

Mayıs 2016' da  Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, Diyarbakır'dan dönüşü sırasında uçakta gazetecilere; “Kullanılan silahın ne olduğu belli. Şu anda teröristlerin elinde Rusya tarafından verilmiş uçaksavar ve füzeler var. Bölücü terör örgütü bunlarla teçhiz edilmiş durumda. Bunlar Suriye tarafından, Irak tarafından bölücü terör örgütüne aktarılıyor. Silahlı kuvvetlerimiz hiçbir şeyi göz ardı etmeden bunların üzerine üzerine gidiyor” şeklinde bir açıklaması olmuş. Demek ki devletimizin bu konuda elinde sağlam deliller var.

 

Afrin Operasyonu

 

20 ocak tarihinde başlayan operasyonun 21. (yazının yazıldığı tarih itibariyle) günündeyiz. 72 uçak, 6,400 asker ve 25 bin ÖSO militanın katıldığı büyük bir operasyon bu. Afrin, PYD’nin Suriye’deki etkinlik alanı içerisinde oldukça küçük bir bölge.

 

 

 

 

Operasyon öncesinde bölgede ABD birlikleri yoktu. Çok az sayıda Rus birliği vardı ve operasyon öncesi bölgeden çekildiler. 21 günlük bu operasyonun sonuçları şöyle; 29 köy, 3 mezra, 13 adet tepe ele geçirildi. 365 köyün ise 29 tanesi alınabilmiş. TSK’nin belirttiğine göre 1.062 PYD’li öldürülmüş.

 

TSK ve ÖSO kayıplarını tam olarak öğrenmek mümkün olmadı. Cumhurbaşkanı’nın belirttiği üzere 20-25 (net rakam vermedi) TSK kaybı var. Bu olaydan sonra vurulan tankta ölen 5 asker ve sonrasında düşürülen helikopterde ölen 2 asker ve sonrası çatışmalarda ölen 10 askerle birlikte birlikte kabaca 40-45 arası TSK’nın kaybı var. ÖSO’nun kayıplarına ilişkin net rakamlar mevcut değil.

 

ABD uçaklarının desteklediği Fırat Kalkanı operasyonu 7 ay 10 (220 gün) gün sürmüş ve toplamda TSK’nın kaybı 67, ÖSO’nun kaybı ise 600 kişi olmuştu. Bu kaybın yarısından çoğu Afrin Operasyonu’nunda 21 günde verilmiş görünüyor. Fırat kalkanı harekatında ele geçirilen arazi: 2015 km2, yani aşağı yukarı Afrin (2033 km2) kadar bir alan. Bu alanda 243 köy varmış. Afrin’de 365 köy var. Ve nüfus sıklığı çok daha fazla. Fırat kalkanı nispeten tank hareketlerine izin veren düz bir arazi iken, Afrin dağlık bir bölge. Bu da bölgeyi gerilla savaşı için daha bir avantajlı hale getiriyor. 21 gün boyunca süren operasyonda alınan yerlerin haritası şu şekilde

 

 

 

Henüz Afrin'in kasaba merkezine yaklaşılmış bile değil. En iyi ihtimalle Afrin Operasyonu’nun 7 ay kadar süreceğini öngörebiliriz.

 

Medya’da ki bilgiler doğruysa, Afrin’den bir göç olmadı. Kasaba merkezine girildiğinde içinde sivillerin de yaşadığı bir ortam ve bubi tuzaklarıyla dolu caddelerde sokak çatışmaları yaşanabilir. PYD’nin bölgede 10.000 kadar militanın olduğu söyleniyor. İran ve Rusya’nın, bölgeye başka bölgelerden takviye yollanmasını engellemediğini gazetelerden okuduk. Eğer PYD bölgeden kendiliğinden çekilmezse, büyük kayıpların olacağı bir çatışmalar serisi ihtimali mevcut. 

 

Afrin operasyonu uluslararası destek açısından bıçak sırtı bir girişim. ABD Türkiye’nin tepkisini azaltmak, ülkedeki anti Amerikancı eğilimin daha da artmasını önlemek için bu harekata tepkisiz kaldı. Rusya ise Türkiye üzerinden ABD etkisindeki PYD’ye bir uyarı yapmak istemesi nedeniyle, o bölgedeki askerini çekti. Ancak geçtiğimiz 4 gün uçaklarımızın uçmasına izin vermeyince, operasyon hava desteğinden bütünüyle mahrum kaldı. Esed ve İran’nın zorlamasıyla operasyon bitirilebilir gibi gözüküyor. Bu nedenle operasyonun uzaması, Türkiye’nin işine gelen bir durum değil. PYD eğer topyekün savaşmayı seçerse, sorun daha da büyüyebilir. PYD güçleri uzun zaman İŞİD ile savaşmış ve bu savaşı kazanmış tecrübeli militanlardan oluşuyor. Ellerinde tanksavar füze sistemleri var. Bölgeyi çok iyi biliyorlar. Dron kullanabiliyor, bu yolla da hantal düzenli orduların her türlü hareketini izleyebiliyorlar. Tankların pusu kurularak vurulması devam ederse, bölgeye tank sokmak son derece zor olabilir.  TSK’nin kayıplarını azaltmasının başlıca yolu, ÖSO’nun öncelikli olarak riskli bölgelere sevki ve sonrasında TSK’nın süpürücü güç olarak girmesidir. Ancak uzamış bir savaşta, ÖSO kendisine biçilen bu rolü ne kadar oynar şüpheli.

 

Elbette TSK, NATO’nun en büyük ordularından biri. Kayıplar göze alınırsa bu savaşı kazanır. Ancak kayıpların artması şu an için olan halk desteği de tersine çevirebilir.  Bu savaşı kazanmak neyi sağlar sorunun cevabı ise oldukça tartışmalı.

 

Afrin savaşı kazanılabilir mi?

 

Eğer ABD ve Rusya, ek olarak İran ve Esed rejiminin tavrında bir değişiklik olmaz ise Türkiye bu savaşı askeri olarak kazanır. Ancak politik olarak Türkiye bu savaşı kaybeder. Bunu biraz anlatalım;

 

-Dünya’da PYD’yi terör örgütü olarak kabul eden tek bir ülke yok. Bu nedenle bu savaşı teröre karşı yapıyoruz demenin dünya nezdinde inandırıcılığı yok. Erdoğan’ın yaptığı Kızıl Elma açıklaması bu durumu tamamen imkansız hale getirdi.  Erdoğan şöyle demişti; “Afrin operasyonumuza vatandaşlarımızın tamamı çok büyük destek veriyor. Camilerde edilen dualar, yolda Mehmetçik'i durdurup anlından öpenler, nice güzel hadiseye şahit oluyoruz. Diyor ya 'Nereye gidiyorsun' sorusuna cevap 'Kızıl Elmaya gidiyoruz' evet, bizim bir kızıl elmamız var. Bunu yaklaşık bir ay kadar önce de açıklamıştım. Biz o hedefe doğru gidiyoruz.”

 

Kızıl elma, esa olarak Turancılık diye tanımlanan bir fetih (ilhak) idealini simgelemektedir. Devletin en yüksek resmi ağızı bunu telaffuz ederse, biz oraya terörle mücadele için girdik demenin hiç bir anlamı kalmaz. Bu operasyon ilhak çağrışımı yapar. Hem dünyayı ikna edemezsiniz, hem de içerde bu ideale katılmayan, bunu onaylamayan milyonlarca insanın desteğini kaybedersiniz.

 

- Kuzey Irak Kürt Federe Devleti'nin bağımsızlık referandumu aşamasında, yapılan savaş tehdidi, baştan sona bir hataydı. Bu hatanın hemen üzerine, kürt kantonlarına operasyon yapmak, bu operasyonun terör operasyonu olarak algılanma ihtimalini ortadan kaldırdı. Fırat’ın doğusuna geçmek ve “Mümbiç’e de gireriz” gibi söylemler, bu durumu iyice perçinledi. Bunun etkisini Almanya parlementosunda PYD bayraklarıyla gösteri yapan Alman milletvekillerinden ve yabancı basında çıkan haberlerden takip edebilirsiniz. Dünyada ki algı terör operasyonu şeklinde değil.

 

- Yukarıda ki haritadan da görebileceğimiz gibi PYD’nin etkinlik bölgesi içinde Afrin çok küçük bir yeri tutuyor. PYD hiç savaşmadan da buradan çekilebilirdi. Şu anki uluslararası konjonktürde Türkiye’nin daha fazla yere operasyon yapması mümkün değil. Bu savaş PYD’yi dünya gözünde “mağdur ve haklı” bir pozisyona getirdi. Çekilse de, savaşsa da, kaybetse de moral ve imaj üstünlüğü PYD’ye verildi.

 

- Türkiye PYD ile savaşsa da ya da bu andan sonra PYD burayı boşaltsa da elinde tutamaz. Tıpkı Fırat Kalkanı’nda yaptığımız gibi bölgeyi Esed Birlikleri için temizlemiş oluruz. Suriye savaşının sonu, gören göz için belli. Suriye’de Esed iktidarı tekrar alacak ve PYD, üzerinde ABD üslerinin bulunduğu bir özerk kanton kuracak. Biz bu kantonu biraz daha küçülterek, sınırımıza bizim için asıl tehlike olan Esed Rejimini yerleştirmiş olacağız. Esed, kendisini devirmek için, terör örgütü olarak tanımladığı ÖSO’ya yaptığımız desteği hiç bir zaman unutmayacaktır.

 

- Suriye’nin geleceğinde ÖSO’ya yer yok. ÖSO üzerimizde bir kambur olarak kalacak. Esed, İran ve Rusya açısından ÖSO bir terör örgütü. ÖSO başlangıçta kullanım avantajı bakımından ABD tarafından da desteklenmişti. Ama bu destek artık yok. ÖSO Türkiye’nin bir büyük sorunu ve kanayan yarası olacaktır.

 

- Membiç gerginliği, Rusya’ya yankınlaşma politikalarıyla birleşecek ve gelecekte ABD ile sonu ambargoya kadar varan büyük bir kopuşun yolunu açacaktır. Anti-Amerikancı politik merkez olmanın mutlaka bir bedeli olacak. Bunun ülkeye hem politik, hem ekonomik bir çöküş getireceğini öngörmek için müneccim olmaya gerek yok. Kısa vadeli politikalar için koca bir geleceği harcamış görünüyoruz. Baştan sona yanlış ata oynadık.

 

- Son olarak bunların hepsinden çok daha önemli bir kaybımız oldu. Kabul edelim etmeyelim Irak ve Suriye’deki Kürtler, buradaki Kürt vatandaşlarımızın akrabası ve aralarında tasvip etsek de etmesek de etnik ve duygusal bir bağ var. Gerek Irak referandumundaki tehditlerimiz, gerek Afrin Operasyonu ile kürt vatandaşlarımızı kırdık, onları incittik. Bunun da soysal ve siyasi sonuçları olacaktır.

 

Bu operasyon buna değer miydi diye düşünmek gerekir. Bu operasyonun yarattığı milliyetçi dalga, AKP’ye bir seçim daha kazandırabilir gözüküyor. Ancak savaşın insan ve ekonomik maliyeti artarsa, toplum bu maliyetin faturasını AKP’ye kesebilir. Tarihte bu çok oldu. AKP için “Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olma” riski de mevcut. Afrin Operasyonu sonucu ne olursa olsun ülkeye kaybettiren bir savaş olacak gibi gözüküyor. Bu kayıpların telafisi çok zor ve maliyetli olacaktır.

  

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

YAZARA AİT TÜM YAZILAR

YORUM YAZ

Güvenlik Kodu
Lütfen Dikkat Lütfen Dikkat: Bu sitedeki içeriklere yapılan yorum ve düşünceler tamamıyla yorum sahiplerine aittir. Küfür, hakaret, ırkçılık, siyasi, spam, ticari reklam vb. içerikli yorumlar yayınlanmaz, bu yorumları yapan kişiler sistem tarafından yasaklanır.
Bursa Web Tasarım