• 3610
  • 1

KENDİNİ ARAMAK

“Çok fazla varlıklara sahip olmak mutluluk için ana unsur değildir. Böylesi bir düşünce veya beklenti asla mutluluk getirmemiştir. Hiç bir insan veya herhangi bir varlık insanın mutlu olması için yeterli olmamıştır. Mutlu olmanın kaynağı insanın iç dünyasıdır, kendisidir. Öz benliğin istemediği, benimsemediği ve kabul etmediği hiç bir şey asla mutluluk kaynağı değildir”. Türünden açıklamaların sıkça yapıldığını biliyordu. Amacı mutluluğu aramak değil kendisini aramaktı. İnsan öncelikle kendini bulmalıydı.

 

Kendisini nerede bulacaktı. Çok felsefi ifadeler okumuştu. Kimine göre kendisi kendisiydi, kimisine göre içsel yapısıydı, ruhuydu bedeniydi falan filan dı. Ama o kendini aramaktan asla vazgeçmedi. Gezdiği bölgelerde, okuduğu kadim öğretilerde bir ipucu aradı kendisini bulmak adına. Hiç bir açıklama zihninde dolaşan düşüncelerin karşılığı değildi. Kendisiyle konuşuyordu ama kendisi neredeydi. Kendisini bulmak zorundaydı. Öyle hissediyordu.

 

Zihnini yoran düşüncelerinin oluşturduğu yorgunluktan ve dışarıda yürüdüğü soğuk hava etkisinden kurtulmak için, konakladığı otelin özel abachi ağacından üretilen tahtalarla kaplanmış, nem oranı %10-15 ve sıcaklık değeri 85-95 derece aralığında olan saunasına gitti. Sıcaklık iyi gelmişti stres ve yorgunluk azalmış ama zihni yine karışıktı. Saunanın duvarında, tavanında, ocağında onu aradı. Tüm bedeni ısınmış ve terlemişti. Saunadan çıkarak soğuk bir duş aldı ama beyin yine meşguldü.

 

Daha iyi olur zannıyla sıcak su zerrelerinin oluşturduğu buhar banyosundaydı. Daralan nefesi belki açılabilirdi. Dakikalarca buharın içerisinde kalmasına rağmen adeta boğazını sıkan nefes darlığından kurtulamadı. Sanki boğazı düğümlenmişti.

 

Buharlı odadan çıkarak yakında ki havuzun serin sularına atladı. Berrak sular içerisinde dakikalarca yüzdü. Havuzda tek başına yüzüyordu ama yalnız değildi. Binlerce düşüncelerle iç içeydi. Zihni yoğun, düşünceler karmakarışık ben neredeyim? Görünen kim? nereye baksam, nereden baksam orada.  Araf’taki ki gibi hem oradayım hem buradayım. Gelgitli düşüncelerle havuzdan çıktı ve havuz suyundaki klordan arınmak için duş aldı ve yıkanmak üzere hamama girdi.

 

Göbek taşına uzandı ve yukarı baktığında gökyüzüne benzetilen tavanla yüz yüze geldi. Yıldızlara benzeyen Rengârenk ışıklar içerisinde de o vardı. Gecenin karanlığında lacivert gökyüzündeki binlerce yıldız altında ormanda ki gece yürüyüşlerini hatırladı. Uzansa tutabilecek kadar yakın hissettiği ama binlerce ışık yılı uzaklıktaki yıldızlar içerisinde de onu gördü. Peki,  kimdi o? Ruh eşimi, kendisimi ya da başka birisi mi?  Saçmaladığını düşündü fakat suçlamadı kendisini.   Ne aradığını bilmeyen bulduğunu anlayamazdı.

 

Yatağına uzandı ve derin düşünceleri yoğunlaştıkça alnında terler yeniden birikmeye ve damla damla akmaya başladı. Vicdan sızısından gözyaşının oluşması gibi zihnindeki çalkantıların sebep olduğu terler çoğalmıştı.

 

Gözyaşı ruhu arındırırken alın terleri düşüncelerdeki negatif enerjiyi dışarı atarmış. Alnında terler birikmesine rağmen beyni rahatlamamış, düşünceler dağılmamıştı.

 

Günde ortalama 8-10 bin civarında düşüncelerin zihni ziyaret ettiğini okumuştu. Kendisi de çok sayıda düşüncelerin etkisindeydi fakat kendim nerede? O gördüğüm kim? düşüncesi tüm düşünceleri geri plana atmış diğerlerinden akılda kalan olmamıştı.

 

Büyük ve farklı coğrafyalara gitmişti ama nereye giderse gitsin gökyüzünün rengi her yerde maviydi. Çırpınışlar boşuna, arayışlar anlamsızdı. Katıldığı bir seminerde konuşmacının sözlerini hatırladı birden.

 

“Misk (kısaca mis) kokusunun peşinden koşan geyikler kokuyu bulmak için oradan oraya koşturup dururlarmış. İnsanlar da bu kokuyu alarak araştırmaya başlamışlar. Araştırma sonucunda Geyiklerin peşinden koştukları misk kokusunun aslında geyiğin kendisinden yayıldığını anlamışlar. Geyiğin karın derisi altındaki bir bezden salgılanan güzel kokulu bir madde olduğunu keşfetmişler. Koku geyiğin kendisindeymiş ama geyik bunun farkında değil.”

 

Konuşmacının bu açıklaması Müthiş bir etki yaptı zihninde. Ben kendimi arıyorum oysa kendim kendimdeydi. Peki nasıl farkına varabilirdi kendisinin.

 

“Her ne arar isen kendinde ara” diye seslenen Hünkâr Hacı Bektaşi’ ın derin anlam içeren özdeyişini düşündü.

 

Kendisini bulamamış ya da şan şöhret, şehvet, para, mal, makam gibi yerlerde kendini arayan insanların cehenneme çevirdiği bir dünyada;

 

İnsanın Kendisini bulması önemlimiydi? Evet insanlık adına çok önemliydi.

 

Zira, Avusturyalı yazar Stefan Zweig’’ in

 

“Bir kez kendini bulmuş olan kişinin, bu yeryüzünde yitirecek bir şeyi yoktur artık. Ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan, bütün insanları anlar.” Sözü özetledi tüm gerçeği.

 

NOT: Misk elde etmek için, geyiğin salgı yapan bezleri bulunduğu yerden çıkarılarak kurutulur. Bu bezlerin büyüklüğü, iri bir yumurta büyüklüğünü geçmez. En iyi misk, Tibet’te yaşayan geyiklerde bulunur. Doğu ve Orta Asya’da yaşayan misk geyiğinin yüksekliği 55 santimetreyi geçmez. Küçük yapılı bir hayvandır. Etinden ziyade parfümcülükte kullanıldığından, misk üreten bezlerini almak için avlanır. (www.nedir.com/misk)

25.3.2018

Dr.Necmettin KARAKUŞ

 

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

YAZARA AİT TÜM YAZILAR

YORUM YAZ

Güvenlik Kodu
Lütfen Dikkat Lütfen Dikkat: Bu sitedeki içeriklere yapılan yorum ve düşünceler tamamıyla yorum sahiplerine aittir. Küfür, hakaret, ırkçılık, siyasi, spam, ticari reklam vb. içerikli yorumlar yayınlanmaz, bu yorumları yapan kişiler sistem tarafından yasaklanır.

YORUMLAR

  • Toplam Yorum

Ali Alper Çetin

27 Mart 2018 Salı 11:23

Sayın Müsteşarım! Sizi kutluyorum.

Hacer Erkul

26 Mart 2018 Pazartesi 16:19

Ilim ilim bilmektir. Ilim kendini bilmektir

Bursa Web Tasarım