• 11468
  • 2

Okulum, ailem, sınavlar ve ben

Biz çocuklar “Çocukların okulları kazandığı değil, ebeveynlerin, okulların ,eğitim sisteminin çocukları kazandığı bir eğitim anlayışı ve sistemi istiyoruz. Bırakın okullar çocukların olsun.”

Bugün Teog, daha önce OKS , SBS... Adı ne olursa olsun liselere sınavla öğrenci almak yerine bütün liselerimizi bir şahsiyet, ideal ve irfan yuvalarına dönüştürebilmenin yollarını arasaydık daha güzel olacaktı. Öğrenciler kitabevlerinde kalın test kitaplarını değil fikir ve duygu dünyalarını geliştirecek edebi eserleri talep etmek durumunda olsalardı... Çoktan seçmeli yerine sayfalara kendi cümlelerini yazabilselerdi. Düşünen, yorum yapan, dilini kullanmasını bilen bir gençliğimiz olacaktı. Bugün bilmem kaç sorudan bilmem kaç net bırakan ama gözleri yüce bir ufka aşkla bağlanmamış, tarihini, bugününü, dünyadaki yerini yorumlayamayan, kendi milli manevi kimliğinin şuuruna varamamış gençlerimiz var. TEOG lar için yetiştirdiğimiz, çocukluğu gözlerinde kalmış, ruhu boşlukta gençliğimiz.(Sema Ersöz Kasım 2015)

Okul, öğrencinin sosyalleşme sürecinin başladığı ilk toplumsal kurumdur. Bu kurum, belirli öğrenme kalıplarının gerçekleştirilmesi sorumluluğunu taşır ve bireylerin toplumla uyum sağlayabilmeleri ve mutlu olabilmeleri yolunda gereksinim duydukları kazanımları öğrenmelerini sağlar. Çocuklar gündelik yaşamlarının önemli bir kısmını okullarda geçirmektedirler. Bu sebeple okul, bireyin yaşamında ve sosyalleşme sürecinde merkezi düzeyde bir öneme sahiptir. Özellikle ergenlik döneminde çocukların okulda fazla zaman geçirmeleri, okulun ergenlerin gelişimi üzerindeki etkisini daha da arttırmaktadır. Okul, sahip olduğu niteliklere göre, öğrencilerin sağlıklı davranışlar geliştirmeleri için bir risk faktörü ya da koruyucu faktör olabilmektedir. Okulunu sevmeyen öğrencilerin genellikle akademik yönden başarısız, sağlıksız davranışlar göstermeye meyilli, psikosomatik sorunları olan ve yaşam kalitesi daha düşük öğrenciler olduğu ifade edilmektedir.

Öğrencinin okul başarısı, okula bağlanmasıyla ilişkili olabilir. Okula bağlanma, okula ait olma duygusunu yaşaması, okuluyla gurur duyması ve kendisini okulunda güvende hissetmesidir.

Öğrenci, ”Kendimi okulumda rahat ve güvende hissediyorum.” diyebilmelidir. Bunun için;

Arkadaşları, öğretmenleri, okul personeli ile iyi ilişkiler içerisinde olmalı,

Ders dışı sosyal etkinliklere isteyerek katılmalı,

Okul çalışmalarına isteyerek fazladan zaman ayırmalı,

Okulda alınan kararlara katılabilmeli,

Kendi öğrenme amaçlarını belirleyebilmeli,

Kendi fikirlerini arkadaşları ve öğretmenleri önünde bayan edebilmeli,

Kendisinin değerli olduğuna ve kendisine saygı duyulduğuna inanmalı.

Bunların rahatlıkla olmadığı ortamlarda öğrenci, okula karşı olumsuz duygular içerisinde olabilir.bu olumsuz yaklaşımın başka nedenleri de olabilir.Bunlardan  birisi okulun. “disipline edicilik” işlevi olabilir. Doğal olarak disipline edilmek insan için alabildiğine zor ve tepkilerle karşıladığı bir durumdur.Okula karşı olumsuz duyguları oluşan öğrenciler için okul, toplum ve yasalar içindeki güçlü konumu nedeniyle tercih edilen değil, mecburen gidilen bir mekan olarak algılanabilir.

Okula karşı olumsuz duygular oluşan öğrenciler,fırsatını bulurlarsa okuldan kaçma eğilimi içerisinde olabilirler. Derslerine karşı ilgisizdirler, ödevlerini ise ya yapmazlar ya da son anda birsinden elde etmeye çalışırlar. Otorite konumunda olan anne-baba, öğretmen ya da diğer kişilerle ilişkilerinde sıkıntı vardır. Onların okulla ilgili sorularına cevap vermede zorlanırlar. (Yavuzer, 2002).

Okul rehberlik servisleri ve disiplin kurullarından elde edinilen bilgiye göre, öğrencilerin bu alandaki tipik uyumsuzluk davranışları şöyledir: Sinirlilik, saldırganlık, kıskançlık, kin ve nefret, isyankar davranma, okul kurallarına uymama, okul eşyalarına zarar verme, okuldan kaçma, devamsızlık alışkanlığı, öğretmen ve arkadaşlarına saygısız davranma, arkadaşını dövme gibi duygusal kökenli tepkilerdir. Öğrencilerin çoğu bu duygusallıklarını açığa vurarak okul, aile ve toplumsal çevre ile uyumsuzluğa düşmüşlerdir. Bir bölümü de duygusallıklarını dışa yansıtamadığı için kendi benlikleri ile geçinemeyen güvensiz, kaygılı ve huzursuz çocuklar olma eğilimindedirler.

Bu kadar ağır sonuçlara vesile olma ihtimali olan okula karşı olumsuz duyguların nedenleri neler olabilir? Hangi alanların, hangi eksikleri ya da kimlerin hangi tutumları, öğrencilerde okula yönelik olumsuz duyguların yerleşmesine neden olabilir?

”Beni Tanımak İster misiniz?” diye  bize seslenen cocuklarımızın birinci sorumlusu ailelere büyük sorumluluk düşmektedir.Olası bu tür sorunları yaşayan ya da yaşama ihtimali olan ailelerin çocuklarını  iyi tanımaları gerekir.

Elbette okulun,eğitimcinin,arkadaşlık ilişkilerinin,öğrencinin içinde bulunduğu dönemin,sınav kaygısının,başaramama korkusunun etkileri de olabilir.

Bu durumda neler yapabiliriz?
Bu olgu ile karşılaşan anne-baba, eğitmen ve idarecilerin duygusallığa kapılmadan mantıklı çözümler aramaları gerekmektedir. Hiç kuşku yok ki, çözüm aşaması ne anne-babaların, ne eğitmenlerin ne de idarecilerin tek başına aşabilecekleri bir basamak değildir. Rehberlik servisleri aracılığı ile işbirliği içerisinde sorunların aşılması gerekir.Bu yönde okullarımızda öğrenciyi tanımayı, problemlerine tanı koyarak çözümleyip ilgi ve yetenekleri doğrultusunda yöneltmeyi amaçlayan eğitsel çalışmalara ve psikolojik yardım hizmetlerine işlerlik kazandırılmalıdır.

Bu hedeflere varabilmek için de okullarda eğitim hizmetlerinin niteliklerinin arttırılması,çevredeki baskın etkenlere karşı okulun etkenlerinin ve cazibesinin öğrenci yönünde güçlendirilmesi  , değerler eğitimi kurgusal ve teorik olarak değil,  var olan hayatın bir parçası olarak verilmesi,öğretmen ve idarecilerden başlanarak tüm eğitim elemanlarının öğrenci yaklaşımlarında olan sorunların çözülmesi gerekecek. Ancak böylelikle öğrencilerdeki gerginlik ve okula yönelik olumsuz duyguları anlayabilir ve çözüm yolunda kalıcı adımlar atabiliriz.

O zaman insanın aklına “Okul nasıl olmalıdır?” sorusu gelmektedir.

Dört duvarlı, bir tavanlı, bir tabanlı sınıfları ve okul modellerini artık pek çok ülke tartışmaya açmış durumda. Çünkü, bu okul profili, artık beklentilere cevap veremiyor. Gazeteler, kitaplar ve medya bilgi ötesi toplumun varlığından söz edilmekte… Okul, bu aşamada, kendisini sorgulamaya başlıyor.. Okulda her şeyi öğretmek zorunda mıyız? Sadece bilgiye nasıl ulaşılacağını, nasıl kullanılacağını, aslında bilginin nasıl rafine edileceğini öğretmemiz, sanırım geleceğin okullarının köşe taşlarını oluşturacak. İnternetteki arama motorlarını inceleyin. Google’a “empati” yazın, size bir anda binlerce sayfayı içeren bilgi veriyor. Bu açıdan artık bilgiye ulaşmak çok zor değil. Zor olan o bilgiyi rafine edebilmek, işe vuruk hale dönüştürebilmek, hayata transfer edebilmek…

Her öğrencinin farklı kabul edildiği Yeni bir okul teorisinde, okula has bir yapılanma ihtiyacı var. Estetik olarak da uyum sağlayıcı olması gerekir. Öğrenci okula geldiği zaman “Bu fiziksel mekanlar, bu eşyalar, bu dizayn hakikaten güzel ve hoş; ben burada kalmalıyım.” Algısına sahip olmalıdır. Okul teorisi, fikir temelli ve manevi bağlara dayalı olarak odaklanılması gerekir. (Necati Cemaloğlu 2015)

İşte o zaman okul ,çocukların okulu olur.

Yeni Bir Okul Teorisi, Cemaloğlu Necati, Kamudan Haber, 26 Ocak 2015
Okula Yönelik olumsuz Duygular, Yaşadıkça Eğitim, Sayı 24, 1994
TEOG, Ersöz Sema, http://keciorenmecidiyeortaokulu.meb.k12.tr
Nilgün BELLİCİ, Hasan Çelebi Ç.P.A.L 2013

 

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

YAZARA AİT TÜM YAZILAR

YORUM YAZ

Güvenlik Kodu
Lütfen Dikkat Lütfen Dikkat: Bu sitedeki içeriklere yapılan yorum ve düşünceler tamamıyla yorum sahiplerine aittir. Küfür, hakaret, ırkçılık, siyasi, spam, ticari reklam vb. içerikli yorumlar yayınlanmaz, bu yorumları yapan kişiler sistem tarafından yasaklanır.

YORUMLAR

  • Toplam Yorum

sema ersöz

20 Eylül 2017 Çarşamba 23:41

'Bu fiziksel mekanlar, bu eşyalar, bu dizayn hakikaten güzel ve hoş; ben burada kalmalıyım.'Algısına sahip olmalıdır. "Hakikaten doğru. Sadece pasif bir dinleyici konumunda kalan ve evdeki yaşantısının üstünde heyecan verici bir aktivite bulamayan çocuk elbetteki okulu sevemiyor. Çocuk ki başlı başına merak, yenilik, serüven. Hem fiziki ortam hem imkânlarıyla büyülemeli onu okulu. Sportif ve sanatsal dersler ihya edilmeli diye düşünüyorum ilave olarak. Kaleminize sağlık Ahmet hocam.

halil ibrahim gül

16 Ağustos 2017 Çarşamba 12:30

idealleri bilip yapma fırsatı bulamamak ne kadar kötü keşke uygulama imkanı olsa

Bursa Web Tasarım